“Sıfır problem” doktrini, “futbol diplomasisi”, “Zürih protokolleri” ve Fransa Senatosu`nun kararı
Türkiye’nin iktidar partisi olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), “sıfır problem” politikası yürütmekle Türkiye’nin “stratejik derinliğini”, yani bölgesel nüfuzunun artmasını sağlamaya çalışıyor.
Ama son zamanlar Türkiye dış politikası bir dizi başarısızlıklara maruz kalmış, Ankara’nın komşu devletlerle ilişkileri iyice gerilmiştir.
Ankara, Suriye, Irak, İran ve İsrail gibi devletlerle ilişkilerini iyileştirmek, işbirliği yaparak mevcut görüş ayrılıklarını çözüme kavuşturmak yerine söz konusu ülkelerle ilişkilerini daha da çıkmaza sokmuştur.
Son yıllar Türkiye-Suriye samimi ilişkileri üzerine Erdoğan ile Beşer Esat dostluk ilişkileri kurmayı başarmışlar. Ama Ankara’nın Suriye’ye yönelik sert tavır sergilemesi, Suriye yönetimini protesto edenleri savunması, yeni orduya destek sağlaması ikili ilişkileri düşmancılık düzeyine düşürmüştür.
Erdoğan’ın İran’da son Cumhurbaşkanı seçimleri sırasında yaşanan olaylara, sivillerin öldürülmesine soğukkanlı yaklaşımına ve seçim sonuçlarını tanımasına rağmen, Suriye’ye yönelik tutumu İran ile ilişkilerinin daha da gerilmesine neden oldu. Radikal ve muhafazakar İran rejimi Ankara’yı Batı yanlısı olmakta suçladı.
İran’ın bu tutumunu daha da zorlayan diğer bir durum ise, ABD’nin önerdiği füze savunma sisteminde Türkiye’nin yer alma isteği oldu.
Bunun yanı sıra Türkiye Irak’ta söz sahibi olma mücadelesinde İran için rakip sayılıyor. Bunun dışında İran ve Suriye’nin Türkiye’ye karşı bir etki aracı olarak Kürt faktörü kullanması, bölgede istikrarsızlığı daha da körüklemektedir.
Öte yandan Ankara, bölgede nüfuzunu artırmak için bir “Türk-Arap serbest ticaret bölgesi” oluşturma tezini önerdi. Türkiye’de Fas’a kadar büyük bir coğrafyayı kapsayacak söz konusu proje “Arap baharı” yüzünden gerçekleşmedi.
Ayrıca eski bir sömürge ülkesi olan Fransa’nın tarihinde de kara sayfalar bulunmaktadır. Erdoğan’ın sıkça El-Cezayir’de Fransız askerlerinin yaptığı katliamları hatırlatması El-Cezayir yönetiminin itirazına neden oldu.
Türkiye’nin son dönemler attığı adımlar maalesef, daha çok ideolojiktir ve siyasi realizmden uzaktır. Başarısızlıkların da nedeni ideolojik düşünceye önem verilmesidir. Komşularla yaşanan gerginlik Davutoğlu’nun “sıfır sorun” doktrininin sonuçsuz kaldığının ve iflas ettiğini ispatıdır.
Sonuncu başarısızlık Fransa Senatosu’nun kabul ettiği yasa oldu. Ermenistan’la başlayan normalleşme süreci Türkiye’nin bölgede güçlenmesini, Ermenistan’ın da asılsız iddialardan vazgeçmesini öngörüyordu. Ama olayların başından beri futbol diplomasisinin iflas ettiği belliydi. Bu süreç Türkiye için kaybedilmiş zamandı.
Türkiye Fransa toplumunu bilgilendirmeli, sözde soykırım iddiasının Türkiye ve Ermenistan arasında ilişkilerin gerginleşmesine sebep olacağını, bölgede barış ve güvenliğe tehdit oluşturacağını anlatmalı idi.
Fransa Senatosu’nda kendi ülkesini ve halkını seven, yasalara siyasi değil, hukuki yönden bakan Azerbaycan’ın haklı davasına inananlar var. Onlar oylamada kendi itirazlarını dile getirdiler. Bu da Azerbaycan’ın Türkiye’ye desteğinin ifadesidir.
Karardan hemen sonra Dışişleri Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı İdaresi itiraz açıklamalarında bulundu. Bu, Azerbaycan Cumhurbaşkanının görüşüdür.
Fransa’daki protesto eylemlerine Azerbaycanlılar da katıldılar. Azerbaycan Türki Cumhuriyetler içinde Türkiye’yi bu düzeyde destekleyen tek devlet oldu. Diğer Türk devletleri açıklamada bile bulunmadılar.
Fakat bunlar Türkiye'deki bazı kesimleri tatmin etmiyor. Onlar Türkiye'nin bölgesel politikasının, yani `sıfır problem` politikasının gerçekleştirilmesinin imkansız olduğunu biliyor fakat daha rasyonel adımlar atmak yerine, Azerbaycan'ı suçlayarak kendilerini teselli etmek istiyorlar. Gazeteci Taha Akyol'un Hürriyet gazetesinde yer alan yazıları da buna örnektir.
Fransa'nın AGİT Minsk Grubu Eşbaşkanlığından çıkarılması konusu son günlerin manşetleri arasındadır. Azerbaycan 15 yıl önce Fransa'nın üyeliğine itiraz etmiştir. Fakat bu sorunun Ermenistan ve Azerbaycan olarak iki tarafı olsa da birçok konuda sadece Azerbaycan'ın istemesi yeterli olmamaktadır. Minsk Grubu’nun yapısının değiştirilmesinde ise AGİT nezdinde genel uzlaşma gerekir.
Buna Fransa'yı destekleyen bazı Avrupa devletlerinin ve Ermeni lobisinin etkilediği büyük devletlerin itiraz edeceği şimdiden belli. Bu konuyu gündeme almakla kendimizi izole edilmiş duruma da düşürebiliriz. Bu nedenle, daha rasyonel adımlar atılması gerekmektedir.
Fakat Ankara Fransa’ya karşı sahip olduğu etkili olanakları kullanma konusunda acele etmiyor. Son günlerde hükümetin bu konuya dikkatinin azalması akıllarda bir takım sorular oluşturuyor. Fransa basınında yer alan bilgilere göre bu, Erdoğan hükümetinin durumu sakinleştirmek isteğinden de kaynaklanabilir.
Şuan iki devlet arasında ekonomik alanda işbirliği üst düzeydedir. Türkiye ekonomik alanda yaptırım uygularsa Fransa'nın ekonomik siyasi ve kültürel çıkarlarına darbe vurabilir. Avrupa Birliği'nin desteklediği `Güney doğalgaz koridoru`, Rusya'nın `Güney Akım` doğalgaz boru hattı projesi Türkiye üzerinden geçiyor. Türkiye Fransa'nın `Electricite de France` şirketindeki yüzde 15 payla katılımından vazgeçebilir.
Öte yandan, Hocalı soykırımının kesin olarak uluslararası topluluğun, özellikle Fransa toplumunun gündemine alınması gerek. Ermeniler “mazlum halk” imajı arkasında gizlenerek, Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgal etmiş, bir milyondan fazla Azerbaycanlı kendi yurdundan olmuş ve Hocalı'da sivil Azerbaycan nüfusuna karşı soykırım yapmıştır. Şimdiki Ermenistan yönetimi Hocalı'da henüz kundakta olan Azerbaycanlı çocukları öldürmekten bile çekinmemiştir. Bu, insanlığa karşı işlenen bir suçtur.
Fransa'dan önce Türkiye’nin, Hocalı soykırımını tanıması gerek. Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece başkanın bildirisi ile yetinmemeli, Hocalı'da sivil halkın katliamına görüşünü bildirmeli, soykırımı tanımalıdır. Türk toplumu "Hepimiz Hocalılıyız" sloganlarını duymalıdır.
İktidara ideolojik yakınlığı ile bilinen ve Başbakan Erdoğan'ın dünürünün kardeşine ait Yeni Şafak gazetesinin, Türkiye Gazetesi’nin ve önemli durumlarda iktidara yakın kişilerin görüşlerini duyuran Hürriyet gazetesinin Azerbaycan'a karşı kampanya yürütmesi ne anlaşılan, ne de ortak çıkarlara uyan bir adımdır. Bu gazeteler, Azerbaycan'a destek olma yerine, Ermeni propagandasının taşıyıcısına dönüşüyorlar. Belli bir grubun siparişi ile böyle yazıların verilmesi en azından siyasi istikrarsızlıktır.
Ne yazık ki, Hocalı soykırımı sadece son günlerde Başbakan Erdoğan'ın aklına gelmiş, oysa bu, Ermeni dehşetinin en çarpıcı bir örneğidir. Her zaman Fransa'nın Cezayir'de insanlık dışı hareketlerini vurgulayan Erdoğan, Ermenilerin Hocalı'da yaptıkları soykırımından söz etmiyor.
Türk hükümeti Filistinlileri Arap ülkelerinin kendilerinden daha fazla savunuyor. Elbette, Filistinlilerin haklarını savunmak hepimizin görevidir. Fakat her zaman Filistin'den bahseden Emine Erdoğan, neden Hocalı’yı hatırlamıyor. Oysa Hocalı olaylarını her zaman gündemde tutarak, Ermenilerin cinayetlerini, işledikleri suçları ve ikiyüzlülüklerini dünyaya kanıtlamak çok önemlidir.
www.1news.com.tr