
BM Güvenlik Konseyi, Suriye'deki şiddetin derhal sona ermesi çağrısında bulunan ve Suriye yönetimi tarafından yapılan insan hakları ihlallerini kınayan karar tasarısını, Rusya ve Çin'in vetosu nedeniyle kabul etmedi.
Güvenlik Konseyi'nde yapılan toplantıda, birçok devletin destek verdiği karar tasarısına 15 üyeden 13′ü ''evet'' derken, Rusya ve Çin ''hayır'' oyu verdi ve kararı BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri olarak veto etti. Rusya'nın hem karar tasarısında değişiklik yapılmasını hem de oylamanın ertelenmesini istediği, ancak Konsey üyelerinin buna yanaşmadığı öğrenildi.
Suriye′de giderek artan şiddet olayları, Batılı devletler tarafından sert bir dille eleştirilirken, öte yandan Rusya′yı da harekete geçirdi.
Arap Baharı′nın patlak vermesi ile Orta Doğu′da yaşanan gelişmeleri titizlikle takip eden Rusya, kendisini tatmin edebilecek bir durumun söz konusu olmadığının başından beri farkındaydı.
Tunus karıştığında, Hüsnü Mübarek istifa ettiğinde, Kaddafi linç edildiğinde, ülkesinin yaşanan şiddet olaylarını kınadığını ifade eden Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, aşırı güç kullanıldığına ilişkin beyanlar verse de, halkların demokrasi ve özgürlük mücadelesi konusunda Rusya′nın dünya devletleri ile dayanışma içerisinde olduğunu sergilemişti.
Elbet bir gün sıra Suriye′ye de gelecekti. Rusya diplomasisi, etki alanı uğruna Suriye′de yaşanacak kıran kırana mücadeleye hazırlanıyordu bile. Esad yönetimi üzerine siyah bulutlar çöker çökmez hemen devreye giren Rusya, Suriye′yi kendisinin arka bahçesi olarak gördüğünü ispatlıyordu sanki.
Aslında bu durum hiç de beklenmedik değil. Rusya′nın Orta Doğu′daki son kalesinden kolay vazgeçeceği söylenemezdi. Orta Doğu, Rus emperyalist eğilimleri açısından büyük önem arz etmektedir. Aslına bakarsanız, 50-60′lı yıllarda bölgede bir “Arap Baharı” daha yaşanmıştı. II. Dünya Savaşı′nın ardından etkinliğini arttırarak bölgeye uzanan Sovyetler, Moskova′da kayırdığı sol görüşlü çakma liderleri, birtakım Arap ülkelerine yönetici olarak atamayı başarmış, böylece bölgede kendilerini tatmin edebilecek bir tablo çizmişlerdi.
Batı′nın tam anlamda zor bir dönem geçirdiği bu yıllarda Arap ülkelerinde kurulan sol partiler yönetime geliyor, Müslüman Araplar arasında Komünist ve Sosyalist ideolojiler yaygınlaşıyor, KGB elemanları, Mısır, Suriye, Lübnan, Filistin, Irak gibi ülkelerde cirit atıyorlardı. Bir Sovyet projesi olan Baas Partisi, Irak, Suriye ve Mısır gibi üç büyük Arap ülkesini denetleyecek kadar güçlenmiş, Mısır, Suriye ve Yemen′in bütünleşmesini sağlayarak Birleşik Arap Cumhuriyeti′ni dahi kurmayı başarmıştı.
Suriye ve Lübnan′da konuşlandırılan PKK ve ASALA kampları, Sovyet ajan ağlarınca yıllarca yönetilmişlerdi. ABD başta olmak üzere Batılı devletler, bu sosyalist dikta rejimlerini devirmek için uzun vadeli bir süreç başlattı. Sovyetler Birliği Milli Kahramanı Mısır Lideri Cemal Abdülnasır yaşamını yitirince, önce Mısır′ı karıştırmayı başardılar. ABD′nin yönlendirmesiyle İsrail′le barış anlaşması imzalayan Batı yanlısı yeni lider Enver Sedat, Sovyetlerle mücadelede sıkça kullanılan Müslüman Kardeşler′in büyük tepkisini çekmişti. Attığı bu adım Mısır′ın yeni liderinin hayatına mal olduysa da, sonuçta hiçbir şey değişmedi. Ülke, CİA denetimi altına geçince, varlığına gerek kalmayan Müslüman Kardeşler gibi birçok örgüt tasfiye edildi. Irak ve Libya gibi ülkelerde radikal değişimlere gerek kalmadı, zira çakma liderler, eksen kaydırarak Batı yanlısı oluverdi. Sovyetler Birliği tarihe gömülünce bu süreç biraz daha hızlandırıldı.
Batılı devletler, eskiden anlaştıkları Bin Ali, Hüsnü Mübarek, Muammer Kaddafi, Abdullah Saleh gibi liderleri peşkeş çekince, Suriye konusu tekrar gündeme taşındı.
Ne var ki Arap Baharı′nın rüzgarında Suriye′nin rolü bambaşkadır. Esad′ın düşüşü, diğer Arap ülkelerindeki sözde devrimlerle kıyaslanmayacak kadar etkin bir değişime yol açabilir. Bu durumda değil bölgedeki değerler, muhtemelen dünya genelindeki güç dengeleri tamamen değişebilir.
Gerçi Rusya′yı göz ardı ederek Suriye ile baş etmek hiç kolay olmayacaktır. 21. Yüzyılın başına doğru Suriye, Rusya′nın Orta Doğu′da stratejik partneri konumundaki tek Arap ülkesi niteliğini taşımaya başladı. Bu yüzden, Esad yönetimini savunmaya kalkışan Rusya, sonuna kadar direneceğe benziyor. Zira Beşar Esad′ın devre dışı bırakılması, İran′ın her taraftan kuşatılarak yalnız kalmasına vesile olacaktır. Dolayısıyla, bu durumda İran′ın düşüşü veya büyük tavizler vermesinin kaçınılmaz olduğu düşünülmektedir.
Bu yöndeki gelişmelerin Rusya açısından kabul edilemez olduğu ortadadır. Aksi takdirde, Rusya′nın Akdeniz′e hayali çıkışının bile kapanması, bölgeyi bir daha dönmemek üzere terk etmesi, uzun vadede dünyada etkinliğini kaybetmesine ve denetim altında tuttuğu diğer bölgelerden de çekilmesine neden olacaktır. İşte bu yüzden Rusya diplomasisi alarma geçerek Suriye konusuna odaklanmıştır. Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile bizzat görüşmek üzere Şam'a gitmiştir.
Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev'in talimatıyla İstihbarat Servisi Başkanı Mihail Fradkov'un da Lavrov′a eşlik etmesi dikkatlerden kaçmamıştır. Süreç, Rusya diplomasisi için gerçek bir sınav olarak yorumlanabilir. Zira süper güçlük iddiası, yapılacak herhangi bir hatayı affetmeyecektir.
Ceyhun Alekber
www.1news.com.tr