Başbakan Erdoğan’ın İsrail’le ilgili açıklaması ve Türkiye- İsrail ilişkileri, bugünlerde Azerbaycan kamuoyunun da tartıştığı konudur. Türkiye Azerbaycan Büyükelçisi Hulusi Kılıç’ın açıkça Azerbaycan resmilerine mesaj vermesi ve bir yerel televizyonda “Azerbaycan, İsrail ile ilişkilerini yeniden değerlendirmelidir” demesi, Azerbaycan kamuoyunu ciddi boyutta etkiledi. Bugünlerde herkes; hakimiyyet, muhalefet, sivil toplum örgütleri ve medya bu konuyu tartışıyor.
AK Parti hükümeti döneminde Türkiye ile ilişkileri soğuyan Azerbaycan muhalefeti ciddi beyanatlar verdi ve Türkiye hakimiyyetinin İsrail ile ilişkilerindeki tavrını destekledi. Mavi Marmara meselesinin en sıcak zamanında yapılan hafif açıklamaların yerini şimdi sert İsrail eleştirileri aldı.
Tabii ki burada bir ciddi konuyu dikkatten kaçırmak olmaz. Öncelikle Türk büyükelçisinin açıklamasının zamanlaması manidardır. Wikileaks açıklamalarında Azerbaycan hakimiyyetinin Türkiye’ye bağlı tutumu ortaya çıktıkça, hem içeride hem de Türkiye’de sinirlerin gerildiğini görmek mümkün idi. Bunun farkında olan Azerbaycan Hakimiyyeti, Cumhurbaşkanlığı’ndan Türkiye’ye samimiyeti ile bilinen ve daha ziyade Türkiye sevgisi ile dikkat çeken sözcüsü Ali Hasanov’un ağzıyla Büyükelçi Hulusi Kılıç’ın açıklamasına destekler tarzda cevabı oldukça manidar gözüktü. Buna paralel ise Dışişleri Bakanlığı’ndan “Azerbaycan herkesle aynı mesafededir” niteliğindeki açıklama, hakimiyyet içerisinde çelişkiden ziyade, resmi Bakü’nün denge politikasında değişikliğin olmadığını bir daha teyid etti.
***
Diğer yandan Azerbaycan hakimiyyeti, Wikileaks belgelerinde Türkiye aleyhine olduğu iddia edilen sözlerini yalanlama mecburiyeti hissetti. Bu Azerbaycan hakimiyyetinin konuyla ilgili rahatsızlığının işareti idi. Azerbaycan hakimiyyeti, başka devlet karşısında hiçbir zaman hesap verir görünmemesine rağmen, Türkiye’ye dönük meselelerde her ne kadar istekli görünmese de, açıklama yapmak, yalanlamak zorunluluğunu hissettirmekten çekinmedi. Bunun bir neçe nedeni vardır.
Birincisi, Azerbaycan kamuoyunun önemli çoğunluğu için, Türkiye aleyhine kullanılan istenilen resmi kelime tepki nedenidir. Ve Azerbaycan hakimiyyeti bunun farkındadır.
İkincisi, Azerbaycan hakimiyyetinin yanında olduğunu ısrarla gösteren Türkiye hükümetine “tercihiniz yanlıştır” fikrini aşılamak isteyen Azerbaycan’ın Parlamentodışı muhalefetinin Türkiye meselesine sahip çıkması, Azerbaycan hakimiyyeti için rahatsız edicidir. Zaten Türkiye Büyükelçisi Hulusi Kılıç’ın açıklaması üzerine en sert desteğin parlamentodışı muhalefetinden geldiğini görmekteyiz.
Dolayısıyla Türkiye’nin Bakü büyükelçisinin talep niteliğindeki açıklaması, kamuoyunun etkilenmesi, hareketlenmesi ve cevaplandırılmasını kaçınılmaz kılan duruşun sergilenmesiyle neticelendi.
Türkiye’nin uzun seneler Azerbaycan’daki demokrasinin gelişmesi ve medyanın özgürlüğü konusundaki problemlere seyirci kalmasını açıktan olmasa da dolaylı yolla eleştiren muhalif gruplar, Türkiye’nin tarzını eleştiriyordu.
Arap baharı rüzgarı, Azerbaycan içerisinde kıpranışa sebep olsa da, ciddi reaksiyonun olmaması toplumun buna istekli olmadığına işaret etti.
Bu sebeple olmalıdır ki muhalif düşünce sahibi insanlar Türkiye ile konfederasyon konularını bile yeniden gündeme getirdi. Bu konu 1918-20’li yıllar, daha sonra Sovyetler’in dağılması sonrası bağımsız Azerbaycan zemininde 90’lardan itibaren zaman zaman gündeme gelse de, şimdiki kadar dikkat çekici olmamış ve toplumda geniş çoğunluk tarafınca kabul bulmamıştır.
***
Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın demokrasi kavramı, dikta rejimlerine karşı tutumu, halklardan yana tavır sergilemesi Azerbaycan içerisinde Türkiye’ye ABD kadar siyasi misyon ve statü belirledi. “Hep ABD insan hakları yanında yer alır” tarzı düşünce sistemi, Türkiye’yi bunun dışında tutar ve Türkiye’nin kendisinin projesinin olmadığını ve her zaman ABD projelerinin yedeğinde hareket ettiğini yıllardır savundular. Şimdi ise Azerbaycan’da demokrasinin gelişmesinin yolunun Türkiye ile konfederasyondan geçtiğine inandıklarını dile getirmekten çekinmiyorlar.
Tabii ki bu fikri destekleyenlerin çoğunluğu için romantik duyguların yanı sıra son yılların Türkiye profili ve Erdoğan faktörü önem arz ediyor.
İsrail’in Azerbaycan büyükelçisi, Türk büyükelçinin açıklamasına ciddi reaksiyon vermekle kalmıyor; Türkiye ile Azerbaycan’ı bir yerde görmediklerini, “Azerbaycan ile İsrail arasındaki ilişkileri hiçbir üçüncü devlet bozamaz” türünden cevabı İsrail için Azerbaycan’ın, hele hele Türkiye ile ilişkilerin bugünkü etabında ne kadar önemli olmasına işaret niteliğinde oldu.
Her ne kadar siyasette soğuk rüzgarlar esmiş olsa da, Azerbaycan hakimiyyeti Türkiye ile ilişkilerinin bırakın bozulmasını, küçücük bir sitemin bile olmasını arzu etmemektedir. İsrail’in siyasi desteği Azerbaycan için önem arz etmesine rağmen, bunun Türkiye’yi incitecek nitelikte olması söz konusu olmaz/olamaz.
Sadece bir nedenle Azerbaycan Türklerinin ciddi çoğunluğu için, Türkiye demek Azerbaycan demektir.
Her ne kadar, İsrail’in Bakü’deki resmi temsilcisi “Türkiye ile Azerbaycan’ı bir görmüyoruz” demiş olsa da.
* Bu yazı STAR Gazetesi için kaleme alınmıştır.
Sevil NURİYEVA
snuriyeva@stargazete.com
http://www.stargazete.com/yazar/sevil-nuriyeva/azerbaycan-da-israil-ruzgari-haber-385693.htm