İran’ın nükleer silah elde etme çabaları üzerine bir kaç yıldır ABD-İran arasında ve genelde konuyla yakından ilgili olan ülkeler, özellikle İsrail ve İran arasında gerginlik yaşanmaktadır. Taraflar arasında yaşanan gerginlik, 2011 yılı sonlarından itibaren yeni bir döneme kadem koymuştur. Son aylardaki gelişmeler daha saldırgan olmaya başlamıştır ve olası gelişmeleri tahmin etmek her gün biraz daha zorlaşmaktadır.
Bu gerginlik iki esas noktada düğümlenmektedir:
- Kısa vadede bölgesel sorunlarla ilgili İran’ın taviz vermesini temin etmek;
- Uzun vadede İran rejiminin iç ve dış politikada zayıflamasına neden olmak.
ABD’nin Irak ve Afganistan’da sorunları tamamen halletmeden İran üzerinde baskılarını artırmasının diğer nedenleri de, son bir yıldır ‘Arap Baharı’ olarak bilinen devrim hareketlerinin yaşandığı devletler üzerinde (Mısır, Suriye) İran’ın etkisini zayıflatmakla beraber İsrail’in güvenliğinin temin etmektir.
Aralık 2011’de Avrupa Birliği’nin İran’dan petrol ve petrol ürünlerinin alınmasına yasak koyma planı belli olduktan sonra İran buna karşılık Basra Körfezi, Hürmüz Boğazı ve Aden Denizi’ni kapsayan geniş deniz sahasında dokuz gün devam eden ‘Vilayet-90’ adlı askeri deniz kuvvetleri tatbikatına başladı ve gövde gösterisinde bulundu. Tatbikat devam ettiği zaman İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Rza Rahimi açıklama yaparak, Avrupa Birliği’nin yaptırımlara başlayacağı takdirde, dünya petrol taşımacılığının yüzde 40’nın gerçekleştiği Hürmüz Boğazı’nı trafiğe kapatılacağını bildirdi.
İran’ın gövde gösterisi ve tehditlerine rağmen Avrupa Birliği ülkeleri Dışişleri Bakanları 23 Ocak 2012’de Brüksel’de yaptıkları toplantıda İran’dan petrol ve petrol ürünleri almamak hakkında anlaşmaya vardılar. Bu oldukça riskli bir karardı. Zira son verilere göre İran dünya petrol piyasalarına yılda yaklaşık 2.3 milyon varil petrol çıkarmaktadır ve bu miktarın yaklaşık 450 bin varilini AB’ye üye ülkeler-İtalya, Yunanistan ve İspanya almaktadır. Her üç ülkede ciddi ekonomik sorunların yaşandığı dikkate alınırsa, bu kaybı daha pahalıya mal olacak, Suudi Arabistan ve Rusya’dan karşılamaları birçok maliye problemlerini de beraberinde getirebilir. Bu yaptırımların devlet gelirlerinin 2/3’ni petrol satışından elde eden İran için ciddi sorunlara neden olacağı tahmin edilse de, İran Meclisi Avrupa’ya petrol ihracatını durduracakları konusunu görüşebileceğini bildirdi. Fars Haber Ajansı’ndan verilen bilgiye göre, İran Meclisi Enerji Komisyonu Başkan Yardımcısı Naser Sudani, AB’nin yaptırım kararından sonra Fransa, Yunanistan ve Almanya’nın Tahran Büyükelçileri İran Dışişleri Bakanlığı’na gelerek, petrol ihracatına kısıtlama getirilmemesini istediklerini ve yaptırımların kaldırılması için süre istediklerini bildirmiştir. Ancak bu haber adı geçen devletler ve diğer haber ajansları tarafından doğrulanmadı.
ABD’nin İran’a karşı banka, maliye, petrol sanayisi ve diğer alanlarda yaptırım kararı almasından sonra İran’ın durumu ciddiyetini korumaktadır. Ancak buna rağmen İran’ın ‘Vilayet-90’ adlı askeri tatbikatta Hürmüz Boğazı’nın kapatılması senaryosunu gerçekleştirmesi karşı tarafı da ciddi şekilde rahatsız etmiştir. Bunun üzerine Pentagon açıklama yaparak Basra Körfezi’nde bulunan savaş gemilerinin uluslararası hukuk normlarına uygun olduğunu ve ABD’nin buradan askeri birliklerini çekme niyetinde olmadıklarını bildirdi.
Pentagon 8 Ocak’ta Basra Körfezi’nde bulunan uçak gemisi ‘John Stennis’ ve ona eşlik eden savaş gemilerine ek olarak ‘Carl Vinson’ uçak gemisini Basra Körfezi yakınlarına gönderdi. Bundan başka ABD ‘Abraham Lincoln’ uçak gemisini, Fransa ‘Charles de Gaulle’ uçak gemisini ve İngiltere bazı savaş gemilerini Basra Körfezi’ne doğru kaydırdı. ABD ve müttefikleri, İran’a karşı bu tedbirleri alırken İngiltere Savunma Bakanı Philip Hammond İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatacağı takdirde askeri operasyonlara başlayarak Boğazı yeniden trafiğe açacaklarını bildirmişti. Bu açıklamadan bir kaç gün sonra ABD Savunma Bakanı Leon Panetta İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasını kırmızıçizgileri ihlal etme olarak değerlendireceklerini ifade etmişti. Bu gelişmelerin yaşandığı arifede The New York Times gazetesinin 13 Ocak tarihli sayısında verilen habere göre, ABD Başkanı Barack Obama İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaneyi’ye mektup yazarak Hürmüz Boğazı’nı kapatmamaları yönünde uyarıda bulunduğu iddia edilmişti.
Bu gelişmelere paralel olarak İran’ın son yıllarda askeri gücünü ve kapasitesini artırmaya yönelik girişimlerde bulunması ve dünyaya meydan okuması bölgesel ve uluslararası güvenliğin ne denli kırılgan yapıda olduğunu göstermektedir.
ABD, İsrail-İran arasında tansiyonun her gün biraz daha yükselmesine karşılık İran, Çin ve Rusya’dan destek almaya çalışmaktadır. Adı geçen devletler ABD’nin İran’a daha ciddi yaptırım uygulamasını ve askeri müdahalesini Birleşmiş Milletler çerçevesinde engellemeye çalışmaktadır. Bu desteğin ne zamana kadar devam edeceği veya BM çerçevesinde İran’a askeri müdahale seçeneğine karşı imkanlarının ne zaman tükeneceği şimdilik belli değildir. Aslında, ABD-İran arasında yaşanan gerginlik belli ölçüler dahilinde Çin ve Rusya’nın işine gelmektedir. Önemli olan Çin ve Rusya’nın İran’ın nükleer silah elde edeceği zamana kadar ABD’nin İran’a saldırmasına engel olmaktır. İran nükleer silah elde ettikten sonra ABD ve İsrail’in İran’a saldırmadan önce yeni bir strateji geliştirmeye çalışacakları açıktır.
Dr. Hatem Cabbarlı, Avrasya Güvenlik ve Strateji Araştırmalar Merkezi Başkanı
www.1news.com.tr